Herkese Merhaba,
Hemen hemen her programımda bahsetmeye özen gösterdiğim, fark ettiğimde kendi hayatımda çok şeyin değişmesini sağlayan, isim annesi olduğumu düşündüğüm bir kavramdan bahsedeceğim bugün size: Manevi Maliyet Hesabı.
Ticaret yapanlar ya da bu konuda eğitim almış olanlar maliyet hesabı ne demek bilir. Bir ürünü ya da hizmeti karlı bir şekilde, zarar etmeden satmak için onu, ortaya çıkarırken yaptığınız tüm giderlerin toplanmasıdır. Hammadde, işçilik, lojistik, imalat ve vergilendirme gibi birçok unsur bu hesaba katılmalıdır.
Şahsen üçüncü üniversitemde, üçüncü sınıfta, üç kez maliyet muhasebesinden kalmış bir insan olarak şimdi anlıyorum ki bu maliyet hesabı bana göre eksik. Bence o yüzden bir türlü geçememişim. 🙂 İnanmadığım şeylerin arkasından asla gitmemek gibi bir huyum vardır.
Benim maliyet hesabı tanımımda mutlaka bu işin manevi maliyetinin de hesaplanması gerek. Bu ne demek şimdi size anlatmaya çalışacağım.
Hafta sonu çalışmıyorsunuz, atladınız otobüse bir alışveriş merkezine gittiniz, kahve içtiniz, mağaza gezdiniz, yeni çıkan kitapları incelediniz, kırtasiyeleri dolaştınız, ‘neden Miya gibisi yok?’ bir kere daha şaştınız ve bir vitrinde yeni çıkan, gold detaylı beyaz bir ayakkabıya tabir-i caizse vuruldunuz. Hem yaz da geliyor, her şeyle kombinleyebilirsiniz. Kredi kartlarınız tepeleme dolmuşsa ne olacak ki bir de bunun için dolsun. Sonuçta size kendinizi iyi hissettirecek. Hem bu ayakkabıdan tüm influencerlarda da var. Tamam biraz pahalı. 6500 lira. Ama bir kere de kendiniz için bir şey yapmaya hakkınız yok mu? Taksit yaparsınız geçer gider. Vallahi de 3 ay hiçbir şey almayacaksınızdır.
Bu içsel konuşmalar, bir şeyi beğendiğimizde çoğumuzun aklından geçen konuşmalar. Fakat bu konuşmalara daha yakından kulak kabarttığımızda, hep paranın maddesel değerinden bahsettiğini, o paranın bizim bakiyemizden çıktığındaki halimizi konu ettiğini ve daha çok da o ayakkabıya sahip olduğumuzda duyacağımız hazzı anlattığını duyarız. Olay, sadece bu mu sizce?
Bana kalırsa kesinlikle ‘hayır’.
O ayakkabının size bir de manevi maliyeti var, yani alacağınız o ayakkabıya ödeme yaparken ayakkabının size maddesel geliş maliyetinin yanı sıra bir de manevi maliyeti var.
05:45’te kalktığınız, iş için hazırlandığınız ve tıklım tıklım metrobüslere binmek zorunda kaldığınız o sabahlarınız,
Sabah ofis kapısından girer girmez, dün bitiremediğiniz iş için beş karış surat yapan müdürünüz ile karşılaşmalarınız,
Öğle yemeğinde birbirinin kuyusunu kazdığını bildiğiniz iş arkadaşlarınızın, samimi olmayan sohbetlerine tahammül etmek zorunda oluşlarınız,
Asla sonu gelmeyen iş yeri vaatleri karşısında beklentilerinizin dönüştüğü hayal kırıklıklarınız,
Haftanın 6 günü, ay sonu maaş alabilmek için kendinize ve sevdiklerinize zaman ayıramayışlarınız,
Maaşınızı aldığınızda hak ettiğinizden daha azı olduğunu düşünmeleriniz,
Başka bir şey yapmak isterken iş nedeni ile yapamayışlarınız,
Hatta yeri geldiğinde iş yeri kuralları gereği istediğiniz gibi giyinemeyişleriniz, öğle yemeğinde fiks menü çıkıyor diye canınızın istediğini dahi yiyemeyişleriniz,
Regl olup, karnınız ağrıdığında yataktan çıkmak istemeyişinize rağmen işe gitmek zorunda oluşlarınız,
İş yerinde istediğiniz o projenin yöneticiliği size verilsin diye uykusuz kaldığınız o geceleriniz,
Bir önceki gece sevgilinizle ayrılıp, sabaha kadar ağladıktan sonra şiş gözlerinize makyaj yapıp işe gitmeleriniz,
Çocuğunuz hastalandığında izin alamadığınız için onun yanında olamayışlarınız…
Neden bahsediyorum böyle değil mi?
Bunların hepsi maliyet hesabına katılması gereken şeyler işte. Siz, o ayakkabıya sadece bakiyenizden 6500 lira vermiyorsunuz. Siz, o ayakkabıya ödeme yaparken aslında yukarıda saydığım, o parayı kazanırken yaptığınız fedakarlıklarla, karşılaştığınız zorluklarla, acılarla, psikolojik baskılarla da ödeme yapıyorsunuz. Yani o ayakkabının size olan maliyeti 6500 lira değil. 6500 lira + tüm bunlar.
Şimdi o ayakkabıyı almaya hala gönüllü müsünüz?
- Yazımı sevdiysen serinin devamını ‘Bütçe 101 Mail Programı‘mda bulabilirsin.